Bir şeyler söktüm kalbimden, sana ait olan.
Anneanemin son günlerini yaşamakta olduğu haberini aldım bugün. Gerçekten garip, yıllardır birlikte yaşamınızı sürdürdüğünüz, yanında olduğunuz, bir şeyler paylaştığınız, sevdiğiniz insanlar yarın bir bakıyorsunuz ki yoklar. Ve bir daha hiç olmayacaklar, göremeyeceksiniz onu. Bu kadar kolay mı o kişiyi unutup hayata devam etmek? Elbette ki dünyanın sonu değil, bir gün hepimiz öleceğiz… Klişe cümleler bunlar, doğruluğu olsa bile geçici bir avunma sözcükleri…
Beş yıl önce, dedemin ölümünde birden fazla hata yaptım. Dedemin öleceğini bile bile ben bunu gidip kimseye söylemedim. Çünkü kendim de inanmamıştım ki, bir fala göre hayatınızı belirleyebilir misiniz? Dedemin ölümünü avuçlarımdaki beyaz kahve fincanında tutarken bunu diyordum, saçmalık, kelimenin tam anlamıyla saçmalığın daniskası.
İki gün sonra dedem hastaneye kaldırıldı ve birkaç gün gözetim altında tutulurken yoğun bakım ünitesinde can verdi. Son görüşümdü onu yoğun bakımda. Selvi boylu dedem, benim boyumdan bile kısacık kalmıştı o yatakta. Diyaliz makinesinin sesi ve o hızlı hızlı bilinçsizce nefes alııp-verişler hâlâ her anımsadıkça beynimde yeniden hayat buluyor. Acı bir hayat, hazinli, pişmanlık dolu…
Ve en çok da dedeme veda edemeden ölmesi yakıyor canımı. Helalleşemeden, onu sevdiğimi söyleyemeden ve onun da beni sevdiğini söylemesini duyamadan… “Helal olsun” deyişini duyamadan…
Ben asla o yoğun bakım ünitesine girmemeliydim, onu o şekilde küçülmüş, erimiş, yıpranmış, hayattayken bana babalık eden o adamı, sırtımı gözüm kapalı şekilde dayadığım o yıkılmaz dağ gibi mükemmel insanı ben o şekilde görmemeliydim. Onu her anımsadığımda, tavla oynadığımız, bahçe kazıp-suladığımız, beraber kitap-gazete okduğumuz zamanlar gelip yüzümde tebessümler hayat bulmalıydı.
Şimdi aynı şeyi anneannemde de yapmak istemediğimden görmeye gitmiyorum onu. Anneme en sonunda söyledim bunu, anneannemi sevmediğimi, onu özlemediğimi zannediyordu çünkü hiç şüphesiz. Ben o dağ gibi Osmanlı kadınını o şekilde göremem. Beni büyüten, besleyen, tüm sevgisini bana veren kadını o şekilde görmek istemiyorum. O şekilde hatırlanmamalı zihnimde. Yeri gelir onunla kavga ettiğimiz günleri bile tebessümle hatırlayabilmeliyim ama, asla o çökmüş hâli anımsanmamalı zihnimde.
Hakkı benim üzerimde büyük. Helal etsin, etsin ki dedemdeki pişmanlığın üzerine yenisini ekleyip hayatımın sonuna dek beni bu acıyla başbaşa bırakmasın.
Ben çoktan helal ettim hakkımı…
3 İnsana Asla İnanma: Koç, Yay, Balık - Onlar bencildirler.
3 İnsanı Asla Kırma: Boğa, Yengeç, Oğlak - Onlar dürüst ve gerçek aşkı arayanlardır.
3 İnsanın Gitmesine Asla İzin Verme: Başak, Terazi, Akrep - Sır saklayabilirler ve gözyaşlarını görürler.
3 İnsanı Asla Kaybetme: Aslan, İkizler, Kova: Onlar gerçek dosttur.Heyyo. Ben Oğlak burcuyum :(
Hepsi doğru. Ben Oğlak burcuyum.
Zihninde hayat bulan o güzel hatıralar maviliklerinin önünden film şeridi misali geçerken hüznün kısa bir mutlulukla yoğrulmuş özlem duygusunu gizledi kirpiklerinin arkasında göz kırpan ışıltılara.
Bir çiçek gibi hissediyorum kendimi. Kopmuş yeşil bir çiçek. Düştüğüm yerde kök salabilirim belki ama bir daha asla açmayacağım. Bunu biliyorum. Birazdan bavulumu sessizce toplayıp parmak uçlarımda yürüyerek odanın ağır kapısını çekeceğim. Ya da burada, bu sıcak yorgan altında onun zehriyle biraz daha kıvranabilirim. Her öpüşünde biraz daha akıttı o zehri içime. Her sözcüğüyle ben adeta o heykelle yer değiştirdim.
O, kendisine sunulan özgürlüğü doyasıya yaşıyor her bedende, her gülüşte.
Ben… neden toparlayamıyorum bilmiyorum…
Çelişkiler…
Korkular…
Bir erkek ne kadar çaresiz duruma düşebiliyormuş meğer. Aşk bunu yapıyor.
- Kadir Aydemir.
SEN GÖZÜMÜN ÖNÜNDE ACIYLA KIVRAN SEVDİĞİM, GÖZLERİMİN İÇİNE BAKA BAKA KIVRAN.
Ben seni gerçekten sevdim mi bilmiyorum, ama kimseye karşı böylesine duygular beslemediğim için ilk aşkım kıldım seni. İlk sevdiğim, ilk kalbimi verdiğim ve ilk defa yazılar yazdığım…
Sevenin ben, sevdiğin o kız. Tercih yapmaya zorlanıyoruz sürekli bu hayatta, hangisini seçersek seçelim aklımız bazen hep vazgeçtiklerimizde kalıyor. Ben senin vazgeçtiğin seçenek değilim ki, sen beni hiç sevmedin ki ikimiz arasında bir tercih yapasın.
Sevdiğim, sen, o kızı öyle çok sev ki, senin sevginden sıkılıp seni terk edecek vaziyete gelsin. Sen, ona o kadar bağlan ki seni tek parmağında kukla gibi oynattığını fark ettiğinde ondan vazgeçeme. Sana her yüz çevirdiğinde, onun soğuk bakışlarıyla karşılaştığında içinde bir şey kopsun, nefes alama, kendini boğulmaya teslim et.
En azından benim dostlarım vardı beni boğulmadan kurtaracak, senin etrafında tek bir kişi bile kalmasın. O kadar çok acı çek ki o kız her aklına geldiğinde, kahrol, yıpran, onu her gün görme isteği içerisinde kavrul, küle dön.
İlk zamanlar kılına bile zarar verilmesi yakardı yüreğimi, öyle diyordum soranlara.
Sen gözümün önünde acıyla kıvran sevdiğim, gözlerimin içine baka baka kıvran.
Sonra aklına ben geleyim, her acında ben geleyim aklına…
teşekkür ettim çok.
- Görüşelim, dedi.
Çok farklı bir kişiliği olduğunu hep düşünmüşümdür, hem kendini sevdiriyor hem de kendinden soğutabiliyor yeri gelince. Tuhaf.
